<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11446/19" rel="alternate"/>
<subtitle>Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalına ait kolleksiyonları içerir.</subtitle>
<id>http://hdl.handle.net/11446/19</id>
<updated>2026-04-18T09:08:47Z</updated>
<dc:date>2026-04-18T09:08:47Z</dc:date>
<entry>
<title>Açık kalp cerrahisi uygulanan pediatrik olgularda perioperatif vücut sıvı dağılımındaki değişikliklerinin bioimpedans spektroskopi yöntemi ile değerlendirilmesi</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11446/956" rel="alternate"/>
<author>
<name>Yazıcıoğlu, Volkan</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11446/956</id>
<updated>2020-11-15T12:40:41Z</updated>
<published>2016-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Açık kalp cerrahisi uygulanan pediatrik olgularda perioperatif vücut sıvı dağılımındaki değişikliklerinin bioimpedans spektroskopi yöntemi ile değerlendirilmesi
Yazıcıoğlu, Volkan
Giriş ve Amaç: Pediatrik kardiyoloji ve kalp cerrahisi bölümlerine başvuran konjenital kalp hastalığına sahip olguların perioperatif vücut sıvı kompozisyonundaki değişiklikler önemli morbidite ve mortalite sebebi olabilmekte ve hastanede kalış sürelerini etkileyerek maaliyetleri arttırabilmektedir. Bu amaçla günümüzde kullanılan metodlar yoğun bakım ünitesinde izlenen hastaların yönetiminde yeterli olamamaktadir. Bu çalışmada amacımız Bioimpedans spektroskopik (BİS) yöntemlere göre ölçüm yapan ve vücut kompozisyon monitörü (BCM) kullanılarak tespit edilen perioperatif volüm durumunun klinik , transtorasik ekokardiyografi , invazif monitorizasyon yöntemleri ile karşılaştırılarak pratik , ucuz , non-invazif , kolay uygulanabilir bir yöntem olan bioimpedans spektroskopinin (BİS) pediyatrik kardiyoloji ve kalp cerrahisi yoğun bakım ve klinik takiplerinde kullanılabilir olup olmadığını ortaya koymaktır.; Objective : The assessment of alterations at body water composition in perioperative period are significant morbidity and mortality factors for pediatric patients with congenital heart defect and it is also important for costs during hospital stays . Actual methods for intensive care unit evalution are not adequate . In this study , patients with congenital heart defect who underwent open heart surgery , the effectiveness of assessing perioperative body composition via bioimpedance spectroscopy ( BIS ) with body composition monitor ( BCM ) is reliable , cost-effective and relatively simple to perform in according to the other monitorization methods as clinically , transthoracic echocardiogram and invazive monitorization was investigated.
İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
</summary>
<dc:date>2016-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Mitral kapak replasmanı yapılan olgularda preoperatif hava yolu obstruksiyonunun morbidite ile ilişkisi</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11446/708" rel="alternate"/>
<author>
<name>Durak Erdinç, Yasemen</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11446/708</id>
<updated>2020-11-15T12:32:35Z</updated>
<published>2015-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Mitral kapak replasmanı yapılan olgularda preoperatif hava yolu obstruksiyonunun morbidite ile ilişkisi
Durak Erdinç, Yasemen
Amaç: Bu çalışmada mitral kapak replasmanı yapılan hastalarda, preoperatif solunum fonksiyon testleri ile saptanan hava yolu obstruksiyonunun, postoperatif mekanik ventilasyon süresi ile yoğun bakım yatış süresi ilişkisi incelendi. &#13;
Materyal ve Yöntem:  Kliniğimizde Ocak 2011-Aralık 2014 tarihleri arasında mitral kapak replasmanı yapılan 62 ardışık hasta, çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların cinsiyet, sistemik hastalık varlığı, sigara kullanımı, solunum fonksiyon testleri, ejeksiyon fraksiyonu, pulmoner arter basıncı,  peroperatif kardiyopulmoner baypas ve aort klempi süreleri, postoperatif entübasyon süresi, cerrahi yoğun bakım kalış süresi, preoperatif ve postoperatif aspartat aminotranferaz, alanin aminotranferaz, serum üre nitrojeni, kreatinin, arter kan gazı değerleri kayıt edildi.&#13;
Bulgular: Toplam 62 hastanın 36'sı kadın, 26'sı erkek idi. Hastaların 17'sinde sigara kullanım öyküsü vardı. Kırkyedi  hastada eşlik eden sistemik hastalık mevcuttu. Bunlardan 9'u astım, 8'i kronik obstruktif akciğer hastalığı idi. Solunum yolu hastalığı olan 12 hastanın yoğun bakım kalış süresi, solunum yolu hastalığı olmayan 50 hastadan anlamlı olarak daha düşüktü (p&lt;0,05). Kronik obstruktif akciğer hastalığı olan 8 hastanın yoğun bakım yatış süresi, kronik obstruktif akciğer hastalığı olmayanlardan anlamlı olarak daha düşüktü (p&lt;0,05). İlaç kullanımı olan 10 hastanın cerrahi yoğun bakım yatış süresi ilaç kullanımı olmayan 52 hastadan anlamlı olarak daha düşüktü (p&lt;0,05). Hastaların yoğun bakım yatış süresi ile renal fonksiyon göstergeleri arasında anlamlı pozitif korelasyon mevcuttu (p&lt;0,05). Entübe kalış süresi ile kardiyopulmoner baypas süresi arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (p&lt;0,05). Entübe kalış süresi ile birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar volüm değeri arasında anlamlı negatif korelasyon mevcuttu (p&lt;0,05). &#13;
Sonuç: Kardiyopulmoner baypas ile mitral kapak replasmanı planlanan hastaların preoperatif dönemde ayrıntılı olarak hava yolu obstruksiyonu varlığı açısından değerlendirilmeleri, postoperatif dönemde mekanik ventilasyon gereksinimi ve uzayan yatışın azaltılmasını sağlayabilir görüşüne varıldı.; Aim: In this study, patients who underwent mitral valve replacement, preoperative pulmonary function tests detected by obstruction of the airway, and postoperative entubation time and prolonged intensive care unit stay was investigated.&#13;
Material and Method: In our clinic, between January 2011 and December 2014, with mitral valve replacement,62 consecutive patients were included in the study. All patients gender, presence of systemic disease, smoking, pulmonary function tests, ejection fraction, pulmonary artery pressure, peroperative cardiopulmonary bypass and aortic clamp time, postoperative intubation time, intensive care unit length of stay, pre-operative and post-operative aspartate aminotransferases, alanine aminotransferases, serum urea nitrogen, creatinine, arterial blood gas values recorded were.&#13;
Findings: Total of 62 patients, 36 were female and 26 were male. In 17 of the patients had a smoking history. In 47 patients had systemic disease.  9 of them asthma, 8 of them chronic obstructive pulmonary disease was diagnosed. İntensive care unit staying time, 12 patients with respirotary disease were significantly lower than 50 patients without respirotary disease(p&lt;0,05).  İntensive care unit staying time, 8 patients with Chronic Obstructive Pulmonary Disease were significantly lower than non - Chronic Obstructive Pulmonary Disease patients(p&lt;0,05).  İntensive care staying time, 10 patients with medication use were significantly lower than 52 patients without medication use(p&lt;0,05). Significantly positive correlattion existed between İntensive care staying time and post-operative renal function indicators(p&lt;0,05).  Significantly negative correlation existed between entübation time and forced expiratory volume in the first second (p&lt;0,05).&#13;
Conclusions: Patients who underwent mitral valve replacement with cardiopulmonary bypass, preoperative  airway obstruction assessments will provide post operative decreased  mechanical ventilation requirement and decreased prolonged hospitalization.
İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
</summary>
<dc:date>2015-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Proksimal LAD lezyonunda, robot yardımlı minimal invaziv koroner baypas cerrahisi ile konvansiyonel bypas cerrahisinin klinik ve anjiografik sonuçlarının karşılaştırılması</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11446/234" rel="alternate"/>
<author>
<name>Ezelsoy, Mehmet</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11446/234</id>
<updated>2020-11-15T12:32:45Z</updated>
<published>2014-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Proksimal LAD lezyonunda, robot yardımlı minimal invaziv koroner baypas cerrahisi ile konvansiyonel bypas cerrahisinin klinik ve anjiografik sonuçlarının karşılaştırılması
Ezelsoy, Mehmet
Amaç: Minimal invaziv baypas cerrahisi son 10 yılda artan bir popülarite ile dünyada birçok merkezde klinik rutine girmiştir. Günümüzde, teknik olarak gelinen noktadaki başarı ile operasyonların atan kalpte yapılabilirliği önem kazanmış ve son zamanlarda minimal invazif tekniklerin gelişmesiyle giderek yaygınlaşmıştır. Çalışmamızda izole proksimal LAD lezyonlarında, Minimal İnvaziv Direkt Koroner Arter Baypas (MIDKAB) ile konvansiyonel baypas yöntemini klinik ve anjiografik olarak karşılaştırmayı amaçladık. &#13;
Çalışma Planı: Ocak 2004- Aralık 2011 tarihleri arasında merkezimizde, proksimal LAD lezyonunda, Robot Yardımlı Minimal İnvaziv Koroner Baypas Cerrahisi ile Konvansiyonel Baypas Cerrahisi uygulanmış hastalar dahil edildi. Grup I’ de 35 hastaya tam sternotomiyle KPB ile koroner baypas, Grup II’ deki 35 hastaya ise robot yardımlı minimal invaziv koroner baypas cerrahisi uygulandı. Hastaların demografik özellikleri, preoperatif, peroperatif ve postoperatif verileri retrospektif olarak toplandı.&#13;
Bulgular: Konvansiyonel baypas grubunun ortalama takip süresi 5.7 yıl (±1.7) iken; robotik grubun ortalama takip süresi ise 7.3 yıl (±1.3) olarak bulundu. Hiçbir olguda İABP, postoperatif TİA, yara enfeksiyonu veya mortalite görülmedi. Konvansiyonel baypas grubundaki olguların transfüzyon ortalaması ve ventilasyon süresi anlamlı olarak yüksekti(p&lt;0,05). Robotik grubundaki olguların YBU kalış süresi ve hastanede kalış ortalaması anlamlı olarak düşüktü (p&lt;0,01). Konvansiyonel baypas grubundaki olguların postoperatif pnömoni oranı (%20) anlamlı olarak yüksekti (p&lt;0,01). Robotik grubundaki olguların Postoperatif 1.gün ağrı skoru ortalaması anlamlı olarak yüksekti (p&lt;0,05). Konvansiyonel baypas grubundaki olguların Postoperatif 3.gün ağrı skoru ortalaması anlamlı olarak yüksekti (p&lt;0,05). Konvansiyonel baypas grubunda greft açıklık oranı %88,6 iken; robotik baypas grubunda %91,4 olarak bulundu ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p&gt;0,05).&#13;
&#13;
&#13;
Sonuç: İzole proksimal LAD darlığında robotik yardımlı MIDKAB cerrahisi konvansiyonel yöntemlere göre daha az kan ve kan ürünü transfüzyonu gerektirmekte, yoğun bakım ve hastane kalış süresi daha kısa olup; erken postoperatif dönemde daha az ağrıya neden olmaktadır. Literatürdeki benzer çalışmalarla uyumlu gelen sonuçlarımız minimal invaziv girişimlerin gelecekte daha da önem kazanıp yaygınlaşacağını düşündürmektedir.; Purpose: Minimally invasive bypass grafting surgery has entered the clincal routine in several centers of the world, with an increasing popularity in the last decade. Nowadays, applications of the operations on beating heart has gained importance due to the advances in technical level and recently it is commonly used with the developed minimally invasive techniques. In our study, we aimed to make a comparison between minimally invasive coronary artery bypass grafting surgery and conventional bypass grafting surgery in isolated proximal LAD lesions. &#13;
Study Plan: In our center between January 2004 and December 2011, patients with proximal LAD lesion, which are treated with robot assisted minimally invasive coronary artery bypass surgery or conventional bypass surgery, were included in the study. In group 1, coronary bypass with cardiopulmonary bypass and complete sternotomy was applied to 35 patients and in group 2, robot assisted minimally invasive bypass surgery was applied to 35 patients. The demographic, preoperative, perioperative and postoperative data are gathered retrospectively.&#13;
Results: The mean follow up time of conventional bypass group was 5,7±1,7 years, this value was 7,3 ±1,3 in robotic group. There were not complications like postoperative TIA, wound infection, mortality, or need for IABP in any of the patients. In conventional bypass group the transfusion average and ventilation time were significantly higher (p&lt;0,05). The ICU stay and hospital stay were significantly shorter in the cases of the robotic group (p&lt;0,01). The postoperative pneumonia rate was significantly higher (20%) in the conventional bypass group (p&lt;0,01). Postoperative 1st day pain score average was higher in robotic group (p&lt;0,05). Postoperative 3rd day pain score average in the conventional bypass group was higher (p&lt;0,05). Graft patency rate was found 88,6% in conventional bypass group, this ratio was 91,4% robotic bypass group, which did not resulted in any significance (p&gt;0,05).&#13;
Conclusion: In isolated proximal LAD stenosis, robotic assisted minimally invasive coronary artery bypass grafting surgery requires less blood products, is associated with shorter ICU and hospital stay and lesser pain in the early postoperative period in contrast to conventional surgery. Our results which showed similarities with contemporary literature lead us to the idea of future importance and common usage of minimally invasive interventions.
28.07.2016 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.; İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
</summary>
<dc:date>2014-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Koroner arter baypas cerrahisinde oksijenatörsüz ekstrakorporeal dolaşım  sistemi kullanım tekniği</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11446/233" rel="alternate"/>
<author>
<name>Kabalcı, Mehmet</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11446/233</id>
<updated>2020-11-15T12:33:07Z</updated>
<published>2011-10-11T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Koroner arter baypas cerrahisinde oksijenatörsüz ekstrakorporeal dolaşım  sistemi kullanım tekniği
Kabalcı, Mehmet
EKD (Ekstrakorporeal dolaşım), özellikle oksijenatör, kan pompası ve rezervuarlar, ayrıca aşırı prime volüm ve uzun kros klemp süreleri nedeniyle iyi bilinen fizyolojik olmayan bir prosedürdür.&#13;
Roller pompalar yerine sentrifugal pompalar tercih edildiğinde hemoliz azalmaktadır. Yine de oksijenatör kaynaklı hemoliz, hemostatik sistem hasarı, inflamasyon, doku ödemi ve iskemi-reperfüzyon hasarı sürmektedir.  Hemostatik sistem hasarı ve inflamatuar yanıtta, özellikle kan-hava temasından şüphelenilmektedir, aynen açık rezervuar sisteminde kapalı olana göre bunların daha yüksek düzeyde olması ,  ve yabancı yüzey alanı küçültüldüğünde ve herhangi bir rezervuar kullanılmadığında daha düşük düzeyde olması gibi.  , &#13;
Fazla prime volümün de dilüsyonla koagülasyon enzimlerini dilüe ettiği, hemostaz bozukluğu nedeniyle organ hasarına  yol açtığı ve mortaliteyi ,  artırdığı ileri sürülmüştür. Daha düşük heparin-protamin kullanımının koagülasyon hasarını daha düşük tuttuğu gösterilmiştir. KPB (Kardiyopulmoner baypas) sonrası trombosit hasarı oluşur . &#13;
Ayrıca protaminin kendisi de sistemik ve pulmoner hipotansiyon, periferal vazodilatasyon, düşük kardiyak debi, azalmış oksijen kullanımı, trombositopeni, ve lökopeni gibi yan etkilere neden olur.  &#13;
Oksijenatör kullanımı konusunda önemli bir tartışma vardır. Pulmoner akımın kesildiği KPB sırasında trombosit, lökosit ve eritrosit çökelmesine  bağlı pulmoner doku hasarı  oluştuğu bildirilmiştir. Ek olarak, genel kanının aksine kabarcık oksijenatör yerine membran oksijenatör kullanıldığında daha yüksek C3 aktivasyonu izlenmiştir.  &#13;
Bizim çalışmamızın amacı oksijenatörsüz, kros klemp hasarı olmadan, fizyolojik kalp, pulmoner ve büyük arter basınçlarında uygulanacak olan bu yeni EKD metodunun uygulanabilir olup olmadığının araştırılmasıdır.&#13;
Çalışma için 4 Ankara koyunu kullanıldı.&#13;
EKG, arter ve CVP basınçları, kardiyak output, O2 saturasyonu ve idrar çıkışı monitorize edildi ve kaydedildi.&#13;
Ketamin, fentanil, ve sevofluran ile anestezi induksüyonu yapıldı. İşlem boyunca ventilasyona mekanik ventilatörle devam edildi. Anestezinin devamı Sevofluran ile sağlandı.&#13;
Hayvanlar yarı doz heparin sonrası sol kalp baypasına alındı. Venöz kanül sağ üst pulmoner ven veya sol atriyal apendikse, arter kanülü ise asendan aortaya konuldu. &#13;
İlk 2 hayvanda VF ile aort hasarından kaçınmak için kros klemp kullanılmadı. Devamlı koroner perfüzyonla miyokard iskemi-reperfüzyon hasarından kaçınıldı. Nabızsız 60-100mmHg aort basıncıyla 50-90mmHg nabızsız, koroner perfüzyon basıncı sağlandı.&#13;
Diğerler 2 hayvanda rutindeki gibi kros klemp kullanıldı.&#13;
VF veya kardiyoplejiyle kalbin kardiyak outputa katkısı durduruldu.&#13;
C3 aktivasyonu, inflamatuar uyarı ve koagülopatiden azaltmak için Oksijenatör kullanılmayarak venöz kanın pulmoner yataktan CVP ile serbestçe geçmesi sağlandı.&#13;
Fontan prensibindeki gibi pulmoner vasküler rezistans (PVR)&lt; 3 Wood ünite, pulmoner gradyent  8-10 mmHg seviyesinde tutuldu. Pompa debisi, basınç ve volüm değişiklikleriyle CVP 10-25mmHg seviyesinde tutuldu. Kardiyak indeks &gt; 2.0lt/m2 tutuldu. Pulmoner arter ve sistemik debi gerektiğinde vasokonstriktör veya vazodilatörlerle eşit tutuldu. &#13;
Arteryal kan gazı (AKG) ( pH, pO2, pCO2, Sat, HCO3, baz fazlası, Glukoz,K, Na, Hct,)CPK, CPK-MB, TnT (troponin), BUN, Kreatinin, AST, ALT seviyeleri kaydedildi.&#13;
ACT ölçüldü ancak şart olmadıkça protamin verilmedi.&#13;
Sonuçta, oksijenatör olmadan,  kros klemp hasarı oluşturmadan ve protamin kullanmadan fizyolojik kalp, pulmoner ve büyük arter basınçlarında uygulanacak olan bu yeni EKD metodunun uygulanabilir ve güvenli olduğu gösterildi.&#13;
Bu yöntemin pratikte de teknik açıdan işlemin mümkün ve güvenli olabileceği  ayrıca geleneksel yönteme göre daha sadeleşmiş olduğu düşünüldü.
10.10.2014 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.; İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
</summary>
<dc:date>2011-10-11T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
