<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://hdl.handle.net/11446/5086">
<title>Tıp Fakültesi Tez Koleksiyonu</title>
<link>http://hdl.handle.net/11446/5086</link>
<description/>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/11446/5410"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/11446/5296"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/11446/5292"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/11446/5290"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-18T09:09:24Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/11446/5410">
<title>Obezite nedeniyle liraglutid başlanmış olan hastaların tek merkezli tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi</title>
<link>http://hdl.handle.net/11446/5410</link>
<description>Obezite nedeniyle liraglutid başlanmış olan hastaların tek merkezli tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi
Özçilsal, Mustafa Emre
Giriş ve amaç: Obezite günümüzde hem bireysel hem de toplumsal sağlık üzerinde ciddi etkileri olan, ilerleyici bir kronik hastalık olarak tanımlanmaktadır. Obezite yükündeki artış, başta diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik hastalıklar olmak üzere birçok morbidite ve mortalite sebebine zemin hazırlamaktadır. Bu süreçte, yaşam tarzı değişikliklerinin yanı sıra farmakolojik tedavi seçeneklerinin kullanımı da önem kazanmıştır. GLP-1 RA olan liraglutid, sağladığı kilo kaybı ve metabolik parametreler üzerindeki olumlu etkileri sayesinde obezite tedavisinde etkili bir ajan olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, liraglutid tedavisi başlanan obez bireylerde kilo kaybının, vücut kompozisyonundaki değişimlerin, metabolik parametrelerdeki düzelmelerin ve tedaviye bağlı gelişen yan etkilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 2021–2024 yılları arasında İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde liraglutid tedavisine başlanan ve 6. hafta ve 12. hafta değerlendirmeleri olan 84 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edilmiştir. Liraglutid tedavisi belirlenen protokole uygun şekilde başlanmıştır. Doz, kademeli olarak artırılarak günlük 3 mg'lık hedef doza ulaşılmıştır. Tedavi başlangıcında, 6. haftada ve 12. haftada vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, yağ oranı ve kas kütlesi ölçümleri yapılmıştır. Biyokimyasal parametreler (açlık glukozu, HbA1c, insülin, amilaz ve lipaz düzeyleri) ise tedavi başlangıcında ve 12. haftada ölçülmüştür. Tüm parametreler ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. %5'ten fazla kilo kaybı olanlar ile olmayanları ayırt etme gücünü belirlemek amacıyla ROC analizi uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin dağılımına göre ANOVA veya Friedman testi kullanılmış ve post-hoc analizler yapılmıştır. Nicel değişkenlerin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi ile Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Nitel değişkenler için ki-kare testi uygulanmıştır. p&lt;0.001 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tedavisi sonlandırmadan takip edilen 78 hastanın 12 haftalık takibi sonunda vücut ağırlığında ortalama 104,1 kg'dan 96,3 kg'a düşme saptanmıştır (p&lt;0.001). Bu azalmaya paralel olarak ortalama vücut yağ oranı %40,8'den %38,9'a ve kas kütlesi ise 53,6 kg'dan 50,8 kg'a düşüş saptanmıştır (p&lt;0.001). Yapılan ROC analizinde 6. haftada %2,09 kilo kaybı gösteren hastaların, 12 hafta sonunda %5 ve üzeri kilo kaybetme olasılığı güçlü saptanmıştır (AUC:0.868). Hastaların ortanca glikoz düzeyi 97,5 mg/dL'den 90 mg/dL'ye; ortanca HbA1c ise sırasıyla %5,6'dan %5,4 anlamlı azalmalar görülmüştür (p&lt;0.001). İnsülin değişiminde ise 13,3 μIU/mL'den 14,05 μIU/mL'ye yükselme olduğu saptanmıştır (p=0.018). Diğer bir takip parametresi amilaz ve lipazda ise; ortanca amilaz 52,5 U/L'den 58 U/L'e ve ortanca lipaz 27,5 U/L'den 36 U/L'a yükselmiştir (p&lt;0.001). Benzer şekilde prediyabet ve tip 2 diyabet tanılı alt gruplarda da belirgin şekilde glisemik iyileşme olmuştur. Yan etki profiline bakıldığında, bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi gastrointestinal yakınmaların ön planda olduğu görülmüştür. Ciddi yan etkiler sebebiyle dört hastada tedavi sonlandırılmıştır. Bunlar arasında üç hastada akut pankreatit (%3,5), bir hastada (%1,2) karaciğer enzim yüksekliği saptanmıştır. Tüm nedenler dikkate alındığında hastaların %9,5'u tedaviye devam edememiştir. Sonuç: Bu çalışma, liraglutid tedavisinin obez bireylerde kısa dönemde anlamlı kilo kaybı sağladığını ve glisemik parametrelerde kayda değer iyileşmeler oluşturduğunu göstermiştir. Özellikle yapılan ROC analizi ile 6. hafta kilo verme oranının, tedavi başarısını ön görebilmek ve tedavi devamlılığı için karar verme aracı olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Tedavi genel olarak iyi tolere edilmiş; yan etkiler çoğunlukla hafif ve yönetilebilir düzeyde kalmıştır. Literatürde bildirilenden daha yüksek oranda akut pankreatit vakası saptanmıştır. Bu durum, ilaç güvenliği açısından dikkatli olunması gerektiğine işaret etmektedir. Elde edilen veriler, liraglutidin obezite tedavisinde etkili bir seçenek olduğunu desteklemektedir.; Introduction and Aim: Obesity is currently defined as a progressive chronic disease with serious consequences for both individual and public health. The increasing burden of obesity underlies numerous causes of morbidity and mortality, particularly diabetes, cardiovascular diseases, and metabolic disorders. In this context, in addition to lifestyle modifications, pharmacological treatment options have gained importance. Liraglutide, a GLP-1 receptor agonist, has emerged as an effective agent in obesity treatment due to its ability to induce weight loss and its beneficial effects on metabolic parameters. This study aimed to evaluate weight loss, changes in body composition, improvements in metabolic parameters, and adverse effects associated with liraglutide treatment in obese individuals. Methods: This retrospective study evaluated data from 84 patients who began liraglutide therapy and were regularly monitored at Istanbul Florence Nightingale Hospital between 2021 and 2024. Treatment was initiated according to a standardized protocol and gradually titrated to a target dose of 3 mg per day. Body weight, body mass index (BMI), fat percentage, and muscle mass were measured at baseline, week 6, and week 12. Biochemical markers— including fasting glucose, HbA1c, insulin, amylase, and lipase—were assessed at the start of treatment and at week 12. All variables were analyzed in detail. To determine the ability to distinguish between patients who achieved more than 5% weight loss and those who did not, a receiver operating characteristic (ROC) analysis was performed. The normality of data distribution was assessed using the Shapiro-Wilk test. Depending on the distribution, either ANOVA or the Friedman test was applied, followed by post-hoc analyses. Quantitative variables were compared using the Wilcoxon signed-rank test or the Mann-Whitney U test, while categorical variables were analyzed with the chi-square test. A p-value of less than 0.001 was considered statistically significant. Results: At the end of the 12-week follow-up, among the 78 patients who completed the treatment, a significant reduction in body weight was observed—from a mean of 104.1 kg to 96.3 kg (p&lt;0.001). In parallel, the mean body fat percentage decreased from 40.8% to 38.9%, and mean muscle mass declined from 53.6 kg to 50.8 kg (p&lt;0.001 for both). ROC analysis revealed that patients who had lost at least 2.09% of their baseline body weight by week 6 were highly likely to achieve ≥5% weight loss by week 12 (AUC: 0.868). Median fasting glucose levels decreased significantly from 97.5 mg/dL to 90 mg/dL, and median HbA1c levels dropped from 5.6% to 5.4% (p&lt;0.001). Conversely, a slight but statistically significant increase in insulin levels was noted, from 13.3 μIU/mL to 14.05 μIU/mL (p=0.018). Amylase and lipase levels also showed increases: median amylase rose from 52.5 U/L to 58 U/L, and median lipase from 27.5 U/L to 36 U/L (p&lt;0.001 for both). Patients with prediabetes and type 2 diabetes also showed marked improvements in glycemic parameters. Regarding the side effect profile, the most commonly reported adverse events were gastrointestinal symptoms such as nausea, vomiting, diarrhea, and constipation. Treatment was discontinued in four patients due to serious adverse effects: three developed acute pancreatitis (3.5%), and one had elevated liver enzymes (1.2%). Overall, 9.5% of patients were unable to continue the treatment for various reasons. Conclusion: This study demonstrated that liraglutide therapy leads to significant short- term weight loss and notable improvements in glycemic parameters in individuals with obesity. Notably, the ROC analysis indicated that the percentage of weight loss at week 6 could serve as a useful predictor of treatment success and may help guide decisions regarding treatment continuation. Overall, the therapy was well tolerated, with most adverse effects being mild and manageable. However, the incidence of acute pancreatitis observed in this cohort was higher than reported in the literature, highlighting the need for careful monitoring regarding drug safety. These findings support liraglutide as an effective treatment option for obesity.
</description>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/11446/5296">
<title>Pulmoner nodül saptamada manyetik rezonans görüntülemenin rolü</title>
<link>http://hdl.handle.net/11446/5296</link>
<description>Pulmoner nodül saptamada manyetik rezonans görüntülemenin rolü
Barlas, Sezgi Burçin
Amaç: Manyetik Rezonans Görüntüleme'de (MRG) pulmoner nodül saptamanın tanısal doğruluğunu araştırmak ve T2 ağırlıklı (A) balanced steady state free precession (True-FISP) ile kontrastlı T1A 3D Volumetric Interpolated Breathhold Examination (VIBE) sekanslarının etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bilgisayarlı Tomografi'de (BT) saptanan 300 pulmoner nodülü olan 90 hastaya (211 nodül &lt;6 mm, 89 nodül ?6 mm) 1,5 T cihazda tüm vücut MRG yapıldı. BT ve MRG verileri iki radyolog tarafından analiz edildi. Pulmoner nodülleri saptamada tüm MRG ve her bir sekans için duyarlılık ve yanlış pozitiflik hesaplandı. Ayrıca &lt;6 mm ve ?6 mm şeklinde iki gruba ayrılarak alt grup analizi yapıldı. Bulgular: Pulmoner nodül saptanmasında MRG'nin genel duyarlılığı %35,33; nodül büyüklüğüne göre &lt;6 mm nodüller için %21,80, ?6 mm nodüller için %67,41 bulundu. Her bir sekansın duyarlılıkları sırasıyla &lt;6 mm ve ?6 mm nodüller için T2A True-FISP sekansında %12,79, %44,79 ve T1A 3D VIBE sekansında %21,80, %67,41 bulundu. Sonuç: 6 mm ve üstü nodüllerde MRG'nin tanısal doğruluğu artmaktadır. Kontrastllı T1A 3D VIBE sekansı, T2A True-FISP sekansından daha yüksek tanısal duyarlılık göstermektedir. Tüm vücut MRG protokolüne kontrast eklemek pulmoner nodül saptama oranını arttırabilir.; Purpose: To evaluate the diagnostic performance of Magnetic Resonance Imaging (MRI) for the detection of pulmonary nodules and comparison between T2 Weighted (W) Balanced Steady State Free Precession (True-FISP) and contrast enhanced T1W 3D Volumetric Interpolated Breathhold Examination (VIBE) sequences. Methods and Materials: Ninety patients with 300 pulmonary nodules (211 nodules were &lt;6 mm; 89 nodules were &gt;6 mm ) diagnosed by Computed Tomography (CT) underwent whole body MRI at 1.5 T scanner. CT and MRI data were analyzed by two radiologists. The sensitivity and false pozitive rate was calculated for detection of pulmonary nodules for each MRI sequence and overall MRI. In addition, subgroup analysis was done as &lt;6 mm, &gt;6 mm. Results: The overall sensitivity of MRI for the detection of pulmonary nodules was 35,33% and according to nodule size: 21.80% for nodules &lt;6mm; 67,41% for nodules ?6 mm. MRI sequences yielded following sensitivities according to nodul size: 12,79% for T2W True-FISP, 21,80% for T1A 3D VIBE for nodules &lt;6 mm; 44,94% for T2A TrueFISP, 67,41% for T1A 3D VIBE for nodules ?6 mm. Conclusion: The diagnostic accuracy of MRI in nodules greater than 6 mm is increasing. Contrast enhanced T1A 3D VIBE sequence shows higher sensitivity than T2A True-FISP sequence. Using contrast to whole body MRI protocol may increase the rate of pulmonary nodule detection.
</description>
<dc:date>2018-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/11446/5292">
<title>Torasik disk hernisi ve cerrahi tedavisi</title>
<link>http://hdl.handle.net/11446/5292</link>
<description>Torasik disk hernisi ve cerrahi tedavisi
Aslan, Ömer
Amaç: Bu çalışmada torasik disk hernisi tanısı ile kliniğimizce cerrahi tedavisi yapılmış olan vakalarda uygulanan iki cerrahi tekniğin sonuçlarını, etkinlik ve emniyetliliklerini araştırdık.Materyal ve Method: Bu retrospektif çalışmada Nisan 2002 ile Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji ABD'de torakal disk hernisi tanısı ile tedavi edilen hastalar incelendi. Belirtilen tarihler arasında kliniğimizde toplam 20 hastaya torakal disk hernisi tanısıyla cerrahi işlem yapıldı. Cerrahi tedavi uygulanan torasik disk hernisine sahip 20 hastanın 8'i (%40) erkek, 12'si (%60) kadındı Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında, VAS ağrı skalası ile ağrı durumları, Oswestry anketiyle yaşam kaliteleri, JOD torasik myelopati skoru ile nörolojik durumları değerlendirilip kaydedildi. Ve tüm bu parametreler son kontrollerinde tekrar değerlendirildi ve kaydedildi. Ayrıca hastalara son kontrollerinde ameliyattan sonraki sağlık durumları ile ilgili anket uygulandı. Hastalara yapılan radyolojik tetkikler, nörolojik fizik muayene ve klinik tanılarına göre kliniğimizin torasik disk hastalığının cerrahi tedavisine yaklaşımı 2002-2009 anterior dekompresyon + enstrümentasyon + füzyon idi ve bu tarihler arasında 9 hastaya 15 seviye anterior yaklaşım uygulandı. 2009-2011 yılları arasında ise 11 hastanın 12 seviyesine modifiye transfaset yaklaşımla posterior enstrümentasyon + dekompresyon + interbody füzyon ile cerrahi tedavi uygulandı. Hastaların operasyon sonrası dönemde hastanede yatış süreleri, drenaj miktarları incelendi.Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 54,2 idi. Erkeklerin yaş ortalaması 50 ve kadınların yaş ortalaması ise 57 şeklindeydi. Toplam 27 seviyeye cerrahi tedavi yapıldı. Hasta başına ortalama seviye 1,35 olarak bulundu. 27 adet işlem yapılan vertebra seviyelerinin seviyelere göre incelendiğinde işlemlerin 16 (%59) seviyesi T8 ve altı seviyelerde yapıldı. Torasik disk tanısı ile opere edilen 27 seviye diskin 11 (%40) seviyesi parasantral, 16 seviyesi (%60) ise santral idi. Toplam 27 seviye diskin 13 tanesi (%48) kalsifiye diskti. Torasik diski bulunan 20 hastanın 14 tanesinde (%70) tek seviye, 5 tanesinde (%25) 2 seviye, geri kalan 1 tanesinde (%5) 3 seviye diski vardı. Çalışmadaki hastaları drenaj miktarları, yatış süreleri, ameliyat sonrası yaşam kaliteleri, ve ağrı skorlarında düzelme açısından incelediğimizde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Toplam 20 hastanın ortalama JOD Myelopati Skoru preoperatif dönemde 7,5 idi ve son takipte ise JOD myelopati skoru 9,4 oldu, ortalama 1,9 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %61,4 oldu. ADEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,5 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 8,8'e ilerlediği görüldü. Ortalama 1,3 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %51,77 oldu . PDEF operasyonu yapılan hastaların preoperatif dönemdeki ortalama JOD myelopati skoru 7,45 idi, son takipte ise ortalama değerlerinin 9,81'e ilerlediği görüldü. Ortalama 2,36 iyileşme sağlandı. İyileşme oranı ortalaması ise %69 oldu. 20 hastanın 13'ü (%65) ameliyat sonrası dönemi tamamen sorunsuz olarak geçirdi. 7 (%35) hastada komplikasyonlara rastlandı ADEF operasyonu yapılan 9 hastanın 3'ünde atelektazi (%33), 1'inde dura yırtığı (%11), 1'inde yüzeyel yara problemi (%11) meydana geldi. Pulmoner komplikasyonlar dikkate alınmadığında bu grupta komplikasyon oranının %22, tüm hastalarda ise %25 olduğu görüldü. Torasik disk tanısı ile PDEF operasyonu uygulanan gruptaki sadece 2 hastada (%18) komplikasyona rastlandı. 1 (%9) hastada operasyon bölgesinde hematoma rastlandı. Diğer hastada ise (%9) operasyon sonrası enfeksiyon görüldü.Tartışma ve Sonuç: ADEF ve PDEF operasyonlarını karşılaştırdığımızda; PDEF'in myelopatik semptomlarda iyileşmede anlamlı olarak ve operasyon sonrası hasta memnuniyeti açısından benzer veya biraz daha iyi sonuç verdiğini gördük. Ayrıca posterior girişimle komplikasyon oranının daha düşük olduğunu gözledik. Nörolojik açıdan ise her iki teknik ilede bir yaralanma gözlenmedi. Bu sonuçlara dayanarak, posterior yaklaşımlarda tecrübesi yüksek olan ve nörolojik monitorizasyon uygulanabilen kliniklerde, torasik disk hernisi cerrahi tedavisinde PDEF'in tercih edilebilecek bir alternatif olduğunu düşünüyoruz. Bu teknik ile tecrübesi olmayana klinikler de ve santral yerleşimli, kalsifiye disklerde ise ADEF'in halen önemli bir alternatif olduğu kanaatindeyiz.; Introduction: Of all surgically treated disc herniations, thoracic disc herniation (TDH) represents only between 0.15% and 1.8% and there is lack of sufficient information on surgical treatment in the literature. The aim of this retrospective study was to analyze the results of 2 different surgical approaches for TDH.Materials and Methods: 20 patients (8 male, 12 female, average age 56 (27-67) with a total of 27 levels TDH and treated surgically were included. All had myelopathy and/or radicular pain. 9 with 15 levels TDH underwent anterior transthoracic decompression and fusion (ATDF) and 11 with 12 levels TDH underwent posterior decompression and fusion (PDF) with transfacet approach.Results: 14 patients had single, 5 had 2 and 1 patients had 3 levels TDH. 16 TDH were at T8 and below. 16 were paracentrally and 11 were centrally located. 8 were calcified. Average follow-up was 40 (12-113) months. All patients had successful resection of TDH. There were no significant differences between the 2 surgical groups in terms of preoperative VAS (8.3 vs. 8.43), Oswestry (41,6 vs. 43.36), JOA (7.5 vs. 7.45) myelopathy scores, amount of bleeding, hospitalization. The only significant difference at post-op period was in percentage improvement in JOA score (%51.77 vs. %69, p=0.036). One patient in ATDF group had no improvement in JOA score. 5 patients (55%) in ATDF( pulmonary (3), dural tear (1) and superficial infection (1)) and 2 (18%) patients in PDF (hematoma (1), deep wound infection (1)) groups had complications. None of the patients in each group had neurological compromise.Conclusion: Patients with TDH and treated by PDF had better improvement percentages in myelopathy scores and had less complications when compared to patients treated by ATDF. Oswestry, VAS and global outcome scores on the other hand were similar.
</description>
<dc:date>2011-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/11446/5290">
<title>Servikal dejeneratif disk hastalığı vakalarında uyguladığımız servikal disk artroplastisinin klinik ve radyolojik orta dönem sonuçları</title>
<link>http://hdl.handle.net/11446/5290</link>
<description>Servikal dejeneratif disk hastalığı vakalarında uyguladığımız servikal disk artroplastisinin klinik ve radyolojik orta dönem sonuçları
Şirikçi, Murat
Bu retrospektif çalışmanın amacı Kliniğimizde 2004 yılında ASD ve FASD ye alternatif olarak uygulamaya başladığımız servikal disk artroplastisi yaptığımız olguların orta dönem radyolojik ve klinik sonuçlarını detaylı irdelemek ve artrodez için alternatif bir yöntem olduğunu kanıtlamaktır.Metod: Çalışmamıza ortalama 2,08 yıl takibi olan 59 hastanın 86 seviyesi dahil edildi. Konservatif tedaviye yanıt vermeyen klinik (radikülopati veya geri dönüşümlü myelopati varlığı) ve radyolojik olarak servikal dejeneratif disk hastalığı saptanmış olan olgularda faset eklem artrozu olmaması ve disk yüksekliğinin %50'den fazlasının korunmuş olması cerrahi endikasyon kriterleri arasındaydı. Radyolojik değerlendirmede; Global ve segmental lordoz, global ve servikal ROM, opere ve komşu segment disk yüksekliği, heterotropik ossifikasyon varlığı, komşu segment hastalığı gelişimi ve subsidence değerlendirildi. Hastalar tek merkezde ve tek cerrah tarafından opere edildi. Hastalara postoperatif 3 hafta yumuşak boyunluk ve proflaktik olarak Meloxicam (15 mg/gün) verildi.Sonuç: ortalama yaş 39,5 (27-56) ve ortalama takip süresi 108 (12 hafta- 6 yıl) hafta. Operasyon seviyeleri C3-4 (%4,6), C4-5 (%16,3), C5-6 (%48,8), C6-7 (%26,8), C7-T1 (%3,5). Tüm hastalarda klinik iyileşme vardı.NDI 46'dan 9'a, VAS değerleri 7,4'ten 2,1'e iyileşme gösterdi. Orta dönem takiplerinde segmental kifoz ve global lordoz değerlerinde iyileşme saptanırken, opere disk yüksekliğinde değişiklik saptanmadı. Radyolografik olarak opere ve komşu segmentlerde faset eklem artrozu saptanmazken, 4 (%6,7) hastada kranyal 5 (%8,4) hastada kaudal komşu segmentte komşu segment hastalığı bulguları saptandı. 4 (%6,7) hastada heterotropik osssifikasyon saptanırken 1 hastada Evre 4 (tam füzyon) şeklindeydi.Tartışma: Servikal artroplasti segmental mobilite ve dizilimi koruduğu gibi komşu segmentler için ilerleyen dönemde bir risk teşkil etmemektedir. Preoperatif dönemde yapılan klinik ve radyolojik değerlendirmeler sonucu uygun endikasyon uzun dönem başarıda önemlidir.; The purpose of this retrospective study was to determine theradiological outcome at the index and adjacent levels and clinical outcome of cervical total disc arthroplasty (TDA) using Prodisc-C after a average 24 months follow-up at a single centerMETHODS: 86 levels of 59 (28 F, 31M)cases with average 2 years f/up were included in this study. Younger patients with radicular pain, with no facet joint arthrosis and with preserved disc height &gt;50% were selected for TDA. Radiological parameters including disc level height at the operated and adjacent levels, global cervical lordosis, segmental lordosis, range of motion, subsidence, facet arthrosis, adjacent segment degeneration (ASD) and heterotopic ossification were analysed. All surgeries were done by a single surgeon. All patients had prophylactic meloxicam for 3 weeks after surgery.RESULTS: Av. age was 39,5 ( 27-56 ) and av. f/up was 108 (12 w-6 y ) weeks. Operated levels were C3-4 (%4,6), C4-5 (%16,3), C5-6 (%48,8), C6-7 (%26,8), C7-T1 (%3,5). All patients had clinical improvement. NDI was improved from 46 to 9. There was a significant improvement in segmental kyphosis, global lordosis and disc height at the operated level with no significant change at the final f/up(table 1). There was no radiographic facet joint arthrosis at the index and adjacent levels 4 (%6,7) patients had radiographic signs of ASD at the cranial adjacent level while 5 (%8,4) patients had ASD at the caudal adjacent level. Heterotopic ossification (HO) was observed in 4 patients (%6,7) with a complete fusion in one patient.CONCLUSIONS: This study demonstrates a satisfactory radiographic and clinical outcome after prodisc-C TDA with a average 24-month follow-up.
</description>
<dc:date>2011-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
